İlkçağ Yunan Felsefesi ve İlke Arayışları

İşbu eserde Türkiye’de kaleme alınmış ilkçağ Yunan felsefesine ilişkin metinlerin çoğundan farklı bir yol izleyerek, “kadim klasik tasnif yöntemini” temele almak suretiyle bir metin ortaya koymaya çalıştık. Daha çok birincil kaynakları kullanmaya gayret ettik. Diels’in Die Fragmente der Vorsokratiker başlıklı eserinden oldukça yararlandık. Söz konusu eser, ilk filozoflardan kalan fragmanları ihtiva etmektedir. Ayrıca kimi zaman elimizde bulunan Empricus’un Against the Logicians isimli eserinden de iktibaslar yaptık. Diogenes Laertios’un Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri başlığıyla Türkçemize çevrilen eserinin hem özgün Yunanca metninden hem de Türkçe tercümesinden yararlandık.
Parmenides ya da Ontolojinin Temelleri

Şeyler, kendilerini duyumsadığımız için değil düşündüğümüz için mevcuttur. Öte yandan şeylerin duyumsanmasının zeminini tesis eden şey dahi noesistir. Çünkü düşüncede yakalayamadığımız bir şeyi muhayyilemizde canlandıramayız. Muhayyilemizde canlandıramadığımız şeye ise dil içerisinde işaret edemeyiz. Aslında Parmenides’in ontolojisi Aristoteles’ten beri takip edilen ontolojik düşüncenin tam tersine bir sıra izler. Aristoteles, duyulardan yola çıkarak bir uslamlama yürütür. Duyuda yakaladığımıza “şu şey” (τόδε τι) olarak işaret eder ve buna “somut bütünlük” (σύνολον) diyerek, ontolojisinin ilk basamağını duyulur nesneler olarak kurar. Oysa Parmenides’te bir şeye “şu şey” olarak işaret edebilmenin imkanını sağlayan şey duyumsama değil düşüncedir. Tek başına duyumsama bir şeye var dememizi sağlamaz. Hatta duyumsama bir şeye var dememizde hiçbir pay sahibi değildir.
Descartes ya da Cogito’nun Hayaleti

Descartes, Parmenides ya da Ontolojinin Temelleri kitabımızda ifade ettiğimiz νοητικόςtan kopukluğu ölçüsünde gerçek felsefeye yabancı ve aynı ölçüde modern felsefenin babasıdır. Bu bakımdan hemen tüm Descartes sonrası filozof, Descartes’ın felsefî evladı mesabesindedir. Muhakkiklerin de işaret ettiği gibi; «evlat» ise «babanın sırrıdır.»
Metafiziğin Elenmesi ve Sofizm

Metafiziğin kavram ufkunda meydana getirilen daraltımları bir kenara bırakırsak bir metafizik eliminasyonu olarak düşünülebilecek düşünsel serüven üç aşamalı bir serüvendir. Bunlardan ilki, mekaniğe dönüş olarak isimlendirdiğimiz bir aşama iken ikincisi literatürde dile dönüş olarak ifade edilen aşamadır. Üçüncü aşama ise aslında dile dönüş ile eşzamanlı olarak gerçekleşen ve fakat mekân itibariyle ikincisinden ayrılan bir metafizik eliminasyonudur. Bu aşama, aslında ikinci aşamanın yanında yer alan aşamadır ve ikincisi aşıldıktan sonra ya da ikincisi zemin alındıktan sonra gerçekleşen bir aşama değildir. Metafiziğin elenmesinin ikinci aşamasının yanında duran üçüncü aşama Kıtacı gelenekte tezahür eden ve “farka dönüş” olarak isimlendirdiğimiz aşamadır. Kıta felsefesinin ekserisinde görülen üç aşağı beş yukarı benzer bir mahiyet teşkil etmekte olan “fark” vurgusu, metafizikte var kabul edilen özdeşliğin karşısına konulan ayrımı temsil eder. Tüm bu eleme ameliyeleri ise son tahlilde, eşyanın hakikatinin bilgisini ve hatta mevcudiyetini iptal eden sofistik düşüncenin özsel olarak bir uzantısıdır.
Ontoloji Olarak Metafizik: Tümeller Sorunu

Tümeller sorunu ontolojinin —ya da epistemolojinin veya dilin mi demeli, bunu metin içerisinde ayrıntılarıyla göreceğiz— hala en temel sorunlarından biri olarak görülebilir. Çağdaş felsefede tümellere ilişkin o denli çok kuram vardır ki bir tümel kuramları enflasyonundan bahsetmek işten bile değil. Pek çok çeşit nominalizmden, biri ötekinin eksikliğini kendince gidermeye çalışan muhtelif realist tutumlara, oradan felsefeyi son tahlilde doğruluğu arayan bir etkinlik olarak gören mantıkçı pozitivist çevrenin tümeller sorununu diğer tüm metafizik sorunlar gibi anlamsız gören yaklaşımına kadar tümellere ilişkin birbirinden farklı pek çok görüş söz konusu. Öte yandan çağdaş metafiziğin ya da ontolojinin geldiği nokta, bize göre, ne yazık ki düşünce ve varlık arasında yarattığı boşluğu epifiz bezi gibi bir “bantla” kapatmaya çalışan Descartes’ın durumundan daha iyi değil. Böyle giderse daha iyi de olamayacak. Anglo-Amerikan geleneğin felsefe yapma tarzındaki “özürlülük” ne yazık ki bütün ontolojiyi içinden çıkılamaz, argümantatif ve biçimselci kuramlar yığınına tahvil etmiş durumda. Her biri ötekinin taklidi olan ve ruhu son derece Aristotelesçi ama cismi alabildiğine “biçimselci” söz konusu ontoloji kuramları, —hoş Aristoteles’in kendisi bizzat biçimciliğin “babasıdır”— her an bir yenisi, daha başından ölü doğmuş oldukları fark edilmeksizin, ontoloji kuramları mezarlığında ait olduğu yeri bulmaktadır. İki bin beş yüz yıllık felsefe tarihinin bu müzmin hastalığı, “tümeller sorunu” tabir olunan hastalık, bize göre hâlihazırda antikçağ ve ortaçağdaki durumundan çok daha beter bir vaziyette.
