Sorulmayan Sorun

İnsanlardan günden güne kötüye gittiğimize ilişkin söylemler epey sıklaştı. Toplumda en büyük sitemlerden birisi haline geldi. Beraberinde bir keyifsizlik belirgin bir şekilde insanlara sirayet eder halde. Şikayetler de doğal olarak arttı. Buna ilişkin bir durum değerlendirmesi ve iç muhasebe ısrarla yapılmak istenmiyor. Sorun ne olabilir? 

Öncelikli olarak kötüye gidilmesinden kastın/kasıtların ne olduğuna bakalım. Bu konuda en çok sitem insanların ahlak değerlerinin yozlaştığı yahut yok olduğu noktasında toplanmaktadır. Tahammül gücünün azalması, saygı ve sevginin yok oluşu, çıkar odaklı tutumların haddinden fazla artması, makam ve güç odağında iyi niyet zemininde olmayan rekabetler, adaletsizlik, hukuksuzluk, usul ve adabın kalmaması gibi durumlar belirginleşmektedir. Bu durumlar elbette sadece günümüzün konusu olmamakla beraber son zamanlarda şiddetle etkisini göstermesi üzerine dikkat çekmektedir. Zira şikayetlerin sıklaşması ve toplum üzerinde yarattığı etki bunu teyit etmektedir. 

Ülkemizin daha şiddetli yaşadığı küresel bazdaki ekonomik sıkıntılar, pandemi, doğal felaketler, savaş ve söylentileri sorunlar kötü gidişe gerekçe olarak sunulabilecek bir argüman gibi duruyor. Zira ekonomik sıkıntı insanı farklı gayelere itebilir. Pandemi ise insanlarda bir takım psikolojik baskılar yaratma ve kısıtlamaktadır. Savaş ve söylentileri ise korku ve panik havası yaratmaktadır. Toplumsal açıdan travma niteliğinde durumlar oluşturabilmektedir. 

Bir kısım cemaat, tarikat yahut benzer bir oluşum dini hususlara riayet edilmemesini bu duruma gerekçe sunabilmektedir.

Yine internet, televizyon ve telefon vb. cihazlar insanlara kolayca ulaşılmasını sağlamaktadır. Günümüz insanının yoğun şekilde maruz kaldığı bu durumun küresel bir oyunun parçası olduğu iddiası da vardır. İnsanların algılarına rahatlıkla müdahil olunması imkanı da sağlamaktadır. Bir kısım sosyal medya uygulamaları ile kendini kaybetmiş bir kitle gözler önüne sergilenmiştir. Bu konu farklı bir yazının konusu olsa gerekir.

Eğitim sistemindeki zaafların yeni yetişen nesillerde yozlaşmaya sebep olduğu da söylenebilir. Yaş grubu ne olursa olsun iyi bir eğitim sürecinden geçmeyen her insanın yozlaşması söz konusu olabilmektedir. 

Yukarıda belirtilen ve buna benzer bir çok sebep kötü gidişe gerekçe gösterilebilir. Kötü gidişe gerekçe olabilse bile son zamanlarda insanların zıvanadan çıkmış hale gelmesine nokta atışı tespiti yapmaya yetmeyecektir. Yaşadığımız sürecin kısaca insanlar üzerinde de tasnifini yapmamız da gereklidir. 

Birinci insanımız, insani değerlerden yoksun, çıkar ve güç odaklı kişidir. Hayatın aktif olarak içinde, maddi menfaatlerine odaklı hamleleri sergilemekte ve sonuçlarını yaşamaktadır. Bu insanımız kısa hedefler ve çabalar ile sürekli oyalanarak ilerlediği için kendini seyredemez ve bu haliyle sürüklenir gider. Verdiği zarar yanında faydalarının hiçbir anlamı olmaz. 

İkinci insanımız kendisine bir ideal belirlemiştir. Bir cemaat, siyasi yahut benzer mahiyette bir oluşum içinde ilerler. Eğer ki kendini kandırdığının farkına varmaz ise nispeten daha bütün ve mutlu bir birey olarak hayatında sürüklenir gider. 

Üçüncü insanımız ideal ile birlikte ilerler ama bilir ki bu işte bir sıkıntı var gibidir. Şüphe ile ilerler, idealinden vazgeçmez, müspet ve menfi hamleler ile beraber sürüklenir gider. Çıkar odaklı ilerlemesi güçlü ihtimal olup bu insanımızdan coğrafyamızda epey mevcuttur. 

Dördüncü insanımız robot gibi sistemin dayattığı basit hayatın ötesine gidemez. Klasik ev hanımları ya da işinde gücünde olan insanın sorgulamadan yaşayışı örnek gösterilebilir. Ülkemizde batından doğuya doğru gittiğimizde bu durumun arttığını gösterebiliriz. Tabi bunu der iken birinin diğerinden üstün olduğu kast olunmamaktadır. Sorun genele sirayet etmekle beraber, sorunun kaynağı noktasında ki farklılıklara işaret edebilir. 

Beşinci insanımız kendine bir ideal belirlememiş, kafasında soru işaretleri olan dolayısıyla basit hayatı da yaşamayı beceremeyen sürüklenip giden ekseri kendine zararı olan, pek az faydası olan insanımızdır. 

Altıncı insanımızın tüm bunlardan sıyrılmış ve etkilenmeyen kişi olması gerekir ki pek rastlanmaz. Özellikle birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü insanımız toplumun pek büyük bölümünü oluşturmaktadır. Beşinci insanımızın sayısı çok az olamasa bile az olduğunu söyleyebiliriz. Altıncı insandan bahsetmeye gerek yok muhtemelen de pek yoklar. 

Kötü gidiş diye tabir ettiğimiz ve açıkladığımız duruma tabi insanların tasnifi yapılmıştır. Bu insanların yazımızın başında kötü gidişat diye belirttiğimiz tablodaki rolüne ve durumuna değinmeliyiz. 

Birinci insanımıza bu kötü gidişte adeta nimet yağmaktadır. Arsızlığı ve yaptığı eylemlerine övgüler sıralanmaktadır. Onun gibi olmak isteyenler hayli fazladır. Yapmış olduğu düzenbazlıkları ders diye okutulur. Minareyi çalar kılıfını da çalmasındaki marifetine atfeder. Arsızlığı bu derecededir. Kötü gidişin kendisidir.

İkinci insanımız iyi niyet temelli ilerlese de pek düşünmeden bir eleme sürecinden geçmeden tabi olduğu oluşumdan konuşur. Konuşan katiyen kendisi değildir. Ne dediğini de bilmez. İyilik için hamle yapma gayesindedirler. Ancak sağlam temelle ilerlemedikleri için kendi oluşumuna ait kişiler haricinde bir etkileri olmaz. Kaş yapayım derken göz çıkarırlar. Faydalarından çok zararları vardır. Zira aydınlığa doğrudan yahut dolaylı olarak engel olmaktadırlar. Nispeten faydalı yönleri olduğunu elbette unutmamak gerek.

Üçüncü insanımız kötü gidiş sürecinden nasibini alarak menfi çizgide yoğunlaşmıştır. Çünkü bu sistem sert bir akarsu gibi sürüklemektedir. Buna karşı gelmek gücünü kendinde pek bulamaz.

Dördüncü insanımız durumu pek idrak edemez. Kötü gidişatın farkındalığı olmamakla beraber nispeten kulaktan duyma klasik sitemlerini iletebilir. Dayatmaları kolaylıkla kabullenir. Günün gereğine göre yaşaması bu konuya savunmasız olduğunu gösterir.

Beşinci insanımız delirmemin eşine gelir. Kötü gidişattan nasibini alır. Kendini uyuşturmak adına bunun nimetlerinden istemese de faydalanır. Boğulmak üzere son çırpınışlar ile bir umut bu girdaptan kurtulmayı bekler, ama sadece bekler. 

Altıncı insanımız bulunduğu hal üzere bu durumdan etkilenmese gerekir. 

Kötü gidişata ilişkin ilk akla gelen sebepler çerçevesinde bir değerlendirme yaparak insanların bundaki rolüne kısmen değindik. Bir önceki günden daha kötüye gidişatın gerçek bir nedeni olmalı. Sihirli bir değnek temas etmiş gibi çığırından çıkmış bir topluluk karşısında ne yapılabilir? Sebebi dahi tam manasıyla kavranılamış iken düzeltmek gaye olabilir mi? İmkansız denilebilir. 

Bir sorun var evet, hatta bir hastalık. Ben bu hastalığın bir çok sebebi olmasına karşılık amaç ve anlam noktasında esaslı bir sorun olduğunu düşünmekteyim. Amaca ulaşana kadar ki serüven insanı diri tutar elbette. Amaca ulaştıktan sonra yeni amaç yaratılmaz ise problemin kendisi şiddetle etkisini gösterir. Günümüz insanı kısa hedefler, amaca ulaşmalar ve yeniden kısa hedefler ile kendini nispeten diri tutabilmektedir. Tabi her ulaşma sonrasında tatmin olamama yeni hedefleri ve serüvenini sorunlu hale getirmektedir. 

Günümüzde kötüye gidişin şiddetini artıran neden olarak amaçsızca ilerlemek yahut anlamsız amaçlar ile sürüklenişlerin bulaşıcı bir hastalık gibi herkese yayılması gösterilebilir. Bunu şahıs bazında değerlendirmekten ziyade toplumsal boyutta etkisini göstermesini, adeta küçük bir kar topunun devasa boyutlara ulaşması gibi görebiliriz. Hastalık tüm vücuda yayılmış halde iken bunun bir çözümünü sunamamaktayız. 

Bu zamana kadar ki dünya serüveninde savaşlar, ekonomik sıkıntılar, hayatta kalma mücadelesi vs gibi sorunları bir meşgale gibi düşünebiliriz. Sorunun varlığı gözle görülür ve elle tutulur mahiyettedir. Bu ise mücadeleyi kendi içinde anlamlı kılmaktadır. Günümüzde ise sorunun varlığı dahi tespit edilmeden sadece kötü gidişat diye belirttiğimiz durumun sonuçlarının farkına varabiliyoruz sebeplerinin değil. Gözle görülmeyen elle tutulamayan bir mahiyeti olan sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum bir sorgulamayı dahi toplum nezdinde gerektirmiyor. Sorunun saptanmaması ise beraberinde anlamsızlık sonucunu doğuruyor. Anlamsızlık ise sorun ile mücadele gereksiz bir çaba yahut ekseri çabanın olmayışını beraberinde getirmektedir. Kötü gidişata ilişkin sorunsala ilişkin tutumun başka sorunları bu surette meydana getirdiğini de söylenebilir. 

Geldiğimiz noktada kötü gidişe ilişkin sorunun günümüzde ve geçmişteki durumuna ilişkin bir değerlendirme yapmamız gerekir. Günümüzde geçmişten farklı olarak elle tutulur bir sorun olmadığı, sorunun kavranamadığı hatta bazı kesimlerce yok sayıldığı görülüyor. Sorunun anlaşılmamasının ise anlamsızlığı beraberinde getirdiği, farklı sorunsalları doğurduğu söylebiliriz. Uzun yahut kısa hedeflerin insanı diri tuttuğu ancak günümüzde bunu bile tesis etmekte güçlük çekildiği zira hedeflerin bile varlığı yahut mahiyetinin sorunsal barındığı yazımızın konusu olmuştur.

Anlamsız amaçlar merdiveninde basamaklar teker teker aşılmak istenilmekte, kimileri başarmakta kimileri takılmaktadır. Anlamlı bir amacın varlığı, var ise ne olduğu tarafımızı aşan bir meseledir. Ama nihayetinde herhangi bir amacın oluşu, olmayışına nispetle değerli durmaktadır. Amaca ulaşmanın yolu ne kadar zahmetsiz ise ulaştıktan sonra verdiği keyif, haz -artık ne derseniz- o derece kıymetsiz oluyor. Geriye dönüp baktığımızda ulaştıktan sonrasının değil öncesinin bir kıymeti kalıyor. Her halükarda ulaşmak çabalamaktan daha değerli durmuyor. 

Amacın olmayışı, anlamsız bir amaç, kendi içinde anlamlı bir amaç ve nihayetinde anlamlı bir amaç şeklinde tasnif yapılabilir. Anlamsız amaç; zahmetsizce ulaşılan ve ulaşılanın kıymetinin olmayışı -aslında biri diğerinin doğal sonucu- olarak belirtiyoruz. Kendi içinde anlamlı amaç; zahmetli bir yoldan gidilmektedir. Ulaşılanın nihai olarak kıymeti tartışmalı olsa da yolun zahmeti onu kıymetli kılmaktadır. 

Amaca ulaştıktan sonra yeni amaç yok ise bunun travma niteliğinde karşılığının olduğunu çıkarabiliriz. Çabanın ve umudun bittiği yerde hiç bir anlam kalmamaktadır. Ulaşılanın ise yol ne kadar zahmetli olursa olsun bir kıymetinin olması ise elzemdir. Zira hayal kırıklığı yaşamak istemeyiz. 

Amaca ulaşmak sonrasında yeniden bir hedefi gerekli kılıyor ise zira nihai ve anlamlı bir bütünü oluşturmuyorsa yine mi eksik kalacağız? O zaman ulaşılması mümkün gibi duran ama her seferinde ulaşılamayan sürekli bir çaba ve umudu gerekli kılan bir amaçtan mı söz etmeliyiz? Bilemiyorum.

İlginizi çekebilir
OKU

Sessiz Çığlıklar

Ne arıyoruz? Belamızı mı? Yoksa uğruna bir şeyler aramak zahmetine katlandığımız hayatımızı mı? Ya da bütün neticelerin neticesinde…
OKU

Yankı

İç çekişlerin arasından son defa konuşuyorum, bu bir vedanın bir önsözüdür, durdurun nefes alışverişlerinizi ve yalnızca iki dakikanızı…
OKU

Kuyudan Haykırışlar 2

İnsan sızabileceği bir mekan arıyor bu kalabalığın arasında. Neden ciddiye almıyor beni insanlar. Oysa söylediğim şeyler aşağılanmamı gerektirmiyor.…